<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dini Bilgiler - iSlam Tek Kurtulus Yolun</title>
	<atom:link href="http://islam.pursaklargencleri.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://islam.pursaklargencleri.com</link>
	<description>Dini Bilgiler - iSlam Tek Kurtulus Yolun</description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 Jun 2010 16:24:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>HÜZNÜM; EKSİK OLAN KULLUĞUMDANDIR</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/huznum-eksik-olan-kullugumdandir.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/huznum-eksik-olan-kullugumdandir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 16:24:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahlak bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18138</guid>
		<description><![CDATA[“Oğulları ona ömrün geçti gitti, hala Yusuf’u dilinden düşürmüyorsun. Vallahi ‘Yusuf’ diye diye kederden eriyeceksin veya büsbütün ölüp gideceksin demişlerdi.” (Yusuf ) Dertli babalarına Yüzünde her zaman hüzün gözünde her zaman yaş olan kalbinde her zaman inceden inceye sızı olan Mahzun Peygambere böyle demişlerdi. Ama Mahzun Peygamber onlara cevaben der ki. Cevabı benim ta gönlümün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">“Oğulları ona ömrün geçti gitti, hala Yusuf’u dilinden düşürmüyorsun. Vallahi ‘Yusuf’ diye diye kederden eriyeceksin veya büsbütün ölüp gideceksin demişlerdi.”<br />
(Yusuf )<br />
Dertli babalarına Yüzünde her zaman hüzün gözünde her zaman yaş olan kalbinde her zaman inceden inceye sızı olan Mahzun Peygambere böyle demişlerdi. Ama Mahzun Peygamber onlara cevaben der ki. Cevabı benim ta gönlümün derinlerine kadar tesir eder, bana hep rehber olmuştur. Aslında her insanın yapması gereken takınması gereken tavrı sergiledi ve dedi ki.<br />
“(Yakup:) Ben sadece gam ve kederimi Allah&#8217;a arz ediyorum. Ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi. “<span id="more-18138"></span><br />
(Yusuf )</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">Yakup Peygamber(as)’ın bu cevabı benim gönlümü dolduruyor. Ne sağlam bir duruş, Ne sağlam bir inanış, O (cc)ne sıkı sıkı dayanma. Aradığını Ondan isteme. Bu ruhta bu düşüncede bir insanın aşamayacağı bir engel yoktur, aşamayacağı sorun yoktur. Birinin dediği gibi Kandan irinden deryaları geçer, sarp yokuşları aşar. Bu ruhtaki insan güçlüdür&#8230; Kullarını görüp gözeten her halinden haberdar olan Âlemlerin Rabbi kendine sığınanları yalnız bırakmış mı? Kendine el açanları boş çevirir mi tabii ki hayır. Sakın ola karamsar olduğum anlaşılmasın. Allahın bana lütfettiği nimetlerine her zaman şükrediyorum. Cenabı Hakkın sayesinde de her zaman hayat doluyum. ve huzurluyum. Evet, zaten Allah’a inanan bir gönül karamsar olamaz, ümitsizliğe düşemez. Ümit çıkış yeridir, ümit yaralara merhemdir, hem Allah’a inanan insan neden ümitsizliğe düşsün ki. Her zaman onu dinleyen onu duyan gören gözeten Allah’ı var. Bu ümit olarak yetmez mi? Kalbindeki hüznü kederi başka yerlerde atmaya çalışan insanlara şaşıyorum vallahi. Burada bir arkadaşımı tanıyorum. Çocuğu sağlıklıyken doktor tedavisinde yanlış tedavide tabii ki, sakat olmuş şuanda şuan ki tıpla hayat boyu tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmış. Bu tabii ki büyük bir acı. Evlat acısı çok zordur hafif görülemez. Evlat sahibi olanlar bunu bilirler anlarlar.Bu arkadaşım bu acıyı unutmak için her gece içkiye kendini kaptırıyor.bana diyor ki ben içmeyeyim de kim içsin klasik laf..şuna bak bu ne perişanlık bu ne aldanmışlık acısını içkiyle unutmaya veya hafifletmeye çalışıyor… Başkaları da başka şekillerde halbuki acılar daha da artıyor&#8230; Her derde derman her anı işiten her yanan kalbi gören, her isteğini duyan bilen  ALLAH varken böyle şeylerden medet umanlara şaşıyorum…</p>
<p>Gönlünün açlığını başka yerlerde gidermeye çalışanlara şaşıyorum!</p>
<p>Huzuru başka sokaklarda başka adreslerde arayanlara şaşıyorum!</p>
<p>Susuzluğunu gidereyim derken tuzlu su içip susuzluğunu gidermek akıl karımıdır bu. Bu susuzluğunu daha da artırmaz mı daha da yakmaz mı? Sıkıntıları acıları daha da büyüyor aslında, yaraya merhem ararken yaraya tuz basılıyor.. Ne acı. Ne acı bir hal</p>
<p>Hâlbuki gidilecek kapı belli… Adres belli… Hekim belli… Aradığımızı yanlış yerlerde, yanlış kapılarda arıyoruz. Söz sultanı  bunu güzel anlatır.</p>
<p>Genç adam! Düşün bir yığın dert ki asırlık,</p>
<p>Sarmış cemiyeti onulmaz pek çok hastalık.</p>
<p>Toplumun her yanı ayrı bir illetle malul</p>
<p>Beyinler sarsık, kalbler baygın, devası meçhul&#8230;</p>
<p>Meydanlar inliyor gayesiz kalabalıklar..</p>
<p>Ve insanlar tıpkı ‘akvaryumdaki balıklar’</p>
<p>Şaşkınlıkla gidip kah sağa tos, kah sola tos</p>
<p>Böylesi yığınlar içinde idrake paydos</p>
<p>(A.Fettah ŞAHİN)</p>
<p>Evet, böylesi yığınlar içinde idrake paydos. Bazı şeyleri idrak edebilmek  ne kadar zor acaba? Hâlbuki insan bazı şeyleri idrak edebilseydi onları ruhunda gönlünde duyabilseydi o zaman Dünya başına yıkılsa bile o ayakla durur yıkılmazdı. Vallahi yıkılmazdı billahi yıkılmazdı. O ruhta bir insan karamsarlık semtine bile uğramazdı. Çünkü o sağlam gönüllü insan, gönlünün derinliklerinde ALLAH’A giden hatlarla  bağlantı kurmuş O(cc)un limanına demir atmış. Onun limanında keder tasa gelecek endişesi olmaz. Orda herkes güven ve huzurdadır. O limanda üzerindeki yükleri kederlerini dünya koşturmacısındaki yorgunluğu atar huzur bulur. Ruhu dinlenir. Her insanında buna ihtiyacı vardır. Bedenimizi özen gösterdiğimiz kadar yeme içmemize özen gösterdiğimiz kadar ruhumuza özen gösterebilseydik. Midemizi düşündüğümüz kadar ruhumuzu düşünseydik. Psikolojik sıkıntılar, bunalımlar, depresyonlar vs. vs problemler yaşar mıydık? Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerine ihtiyaç olmazdı, psikologlara ihtiyaç olmazdı. Gelişmiş ülkelerde psikologlara ne kadar çok kişi müracaat ediyor. İnsan bilgi çağında yaşarken  ruhu çöküntüler içinde kıvranıyor. Keşke! bu ilerleme iki taraf tanda olsaydı.Hem mana planında hem de akıl planında  Keşke beynimizi doldurduğumuz kadar ruhumuzu da boş bırakmasaydık..bu konuyu ileriki yazılarda daha detaylı bir şekilde yazıya dökmek istiyorum, şimdilik bu kadarıyla yetinmek istiyorum.</p>
<p>Son söz olarak derim ki herkesinde malum bildiği insan sadece etten kemikten ibaret değildir. Bunun yanında ruhu, duyguları, hisleri de vardır, vicdanı vardır. Ruh ve vicdan yokmuş gibi hareket edilemez…</p>
<p><strong>OLA Kİ BİRGÜN DERDE DÜŞERSEN, DÖNÜP DE RABBİNE NE BÜYÜK DERDİM VAR DEME, DERDİNE DÖN DE NE BÜYÜK RABBİM VAR DE…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sizden gelenler.</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/huznum-eksik-olan-kullugumdandir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SEVGİDE DEVAMLILIK&#8230;.VEFA</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/sevgide-devamlilik-vefa.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/sevgide-devamlilik-vefa.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 16:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahlak bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18136</guid>
		<description><![CDATA[Vefa, sevgide devamlılık demektir. Vefa demek, ihtiyaç hâlinde ona yardım etmektir. Arkadaş, öldükten sonra, onun çoluk çocuğunu, yakınlarını sevmek, onlarla ilgiyi kesmemek de vefadandır. Müslüman vefakâr olur. Vefakâr olmanın, yani sırf Allah rızası için sevmenin mükafatı büyüktür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kıyamette hiç bir himayenin bulunmadığı zaman, Allahü teâlânın himayesinde bulunacak yedi kişiden biri, birbirini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%"><span style="font-family: georgia; font-size: small;">Vefa, sevgide devamlılık demektir. Vefa demek, ihtiyaç hâlinde ona yardım etmektir. Arkadaş, öldükten sonra, onun çoluk çocuğunu, yakınlarını sevmek, onlarla ilgiyi kesmemek de vefadandır. Müslüman vefakâr olur. Vefakâr olmanın, yani sırf Allah rızası için sevmenin mükafatı büyüktür.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
(Kıyamette hiç bir himayenin bulunmadığı zaman, Allahü teâlânın himayesinde bulunacak yedi kişiden biri, birbirini [sırf Allah rızası için] sevenlerdir.) [Buhari]</span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong><span style="font-family: 'Times New Roman';">Vefa, dostlukta, bağlılıkta sebat etmektir. Arkadaşa yaptığı iyiliği az görmek, onun yaptığını çok bilmek vefadandır.<span id="more-18136"></span></p>
<p>Vefa demek, gerek hayatta iken ve gerekse öldükten sonra sevgi ve ilgiyi devam ettirmek demektir. Ölen bir kimseye az bir vefa göstermek, hayatta yapılan çok iyiliklerden daha makbuldür. Çünkü insan, hayattaki arkadaşına bir iyilik edince, belki bir karşılık bekleyebilir. Öldükten sonra yapılacak iyiliğe riya karışması zor olur. Ölüler için dua ve istiğfar edilir. Yapılan iyiliklerin sevabı bağışlanır. Hayattaki akrabalarına, dostlarına iyilik edilir. Peygamber efendimiz, ihtiyar bir kadına ikramda bulundu. Sebebini soranlara, (Bu kadın, Hatice hayatta iken bize gelir giderdi. Ahde vefa, dindendir) buyurdu.</p>
<p>Vefanın gereğindendir ki, insan sevdiği arkadaşının dostlarını, akrabalarını da sevip haklarını gözetmelidir! Çünkü insan, yakınlarına gösterilen ilgiye daha çok memnun olur. Sevgi, sevgilinin her şeyini, ona yakından uzaktan ilgili olan her şeyi sevgili kılar. Bunun için, “Sevgilinin kapısındaki köpek, sevenin kalbinde, diğer köpeklerden üstün ve ayrı bir yer tutar” denmiştir.</p>
<p>Âlimler, “Evlada hizmet, babasına hizmet demektir” buyurmuşlardır. Evlada hizmet babayı sevindirdiği gibi, evlada düşmanlık da babayı üzer. Diğer yakınlarının durumu da böyledir. Arkadaşının dostu ile düşman olmamak veya düşmanı ile dost olmamak da vefadandır. Arkadaş vefat ettikten sonra da, onun yakınlarına ilgi göstermek, sağlığında ilgi göstermekten daha kıymetlidir. Arkadaşın yanında, “Şu benim, şu senin” dememeli! İbrahim bin Şeyban hazretleri, “Bu benim kalemim, diyenle arkadaşlık etmezdik” buyururdu. “Bunu senin için yaptım!” demek de onu minnet altında bırakmak olur, soğukluğa sebep olur. Âlimler, “Çağırdığımız zaman nereye, diye soranla arkadaşlık etmezdik” buyurmuşlardır. Arkadaşın kusurlarını görmemek, mürüvvetten, vefadandır.</p>
<p>Arkadaşın dost ve akrabalarını arayıp sormak vefakârlığın şartlarındandır. Onların haklarına riayet, arkadaşa ikram etmekten daha kıymetlidir.</p>
<p>Vefasızlık şeytanın hoşuna gider. Mesela arkadaşlar arasındaki sevginin azalması, kırgınlığın zuhur etmesi şeytanı çok sevindirir. Şeytanı sevindirmemek, onun oyununa gelmemek için vefakâr olmalı, arkadaşın kusurlarını fazilet, hakaretlerini de iltifat kabul etmeli. İki arkadaştan biri, diğerine sert bakınca, şeytan sevinip oynar. Allahü teâlâ,(Şeytan, aralarını bozmaması için, kullarım güzel konuşsun!)buyuruyor. (İsra 53)</p>
<p>Onun için kırıcı ve üzücü konuşmaktan ve sert bakmaktan uzak durmalıdır! Allah dostlarının duruşu bile sevgi telkin eder. Böyle bir kimse, makam sahibi de olsa, eski arkadaşlarını arar. (Kerem sahipleri, darlık zamanlarında kendileriyle düşüp kalkanları, genişlik zamanlarında da ararlar) denmiştir.</p>
<p>Sıkıntılı anında arkadaşın yardımına koşmalı, “Kara gün dostu” olmalıdır. Şeytan, nefs ve kötü arkadaş, ara bozmaya çalıştığı için arkadaşlığı devam ettirmek zor olur. Bunun için, “Arkadaşlık ince ve lâtif bir cevherdir. Korunmasını bilmezsen kazaya uğrar!” demişlerdir. Bu cevheri korumak; arkadaşta kusur aramamak ve hiçbir hatasını görmemekle olur. Çünkü kusursuz insan olmaz. Kusurunu görünce, onu bırakmamalı ve demeli ki:</span></strong></p>
<p><strong><br />
<span style="font-family: 'Times New Roman';">Bu seferlik affet belki de bilmez<br />
Sürçen atın başı hemen kesilmez.</p>
<p>Kusursuz insanla herkes geçinir. Asıl yiğitlik, kusurlu arkadaşla iyi geçinmektir. Daima onu kendine tercih etmelidir! Vefakâr olmanın şartlarından biri de, dostun sevmediklerini, düşmanlarını sevmemektir. Dostun düşmanı ile birlikte gezmek, düşmanlıkta ortak olmak demektir.</p>
<p>Eski zatlardan birinin oğluna vasiyeti şöyle:<br />
(Oğlum, herkesle arkadaşlık edilmez. İhtiyaç içinde olduğun zaman senden uzaklaşan, genişlik zamanında malına göz diken ve yükseldiği vakit sana üstünlük taslayan kimse ile arkadaş olma!)</p>
<p>O halde, ihtiyacı olan arkadaşa yardım etmeli, ondan bir menfaat beklememeli ve ona karşı hiçbir üstünlük göstermemelidir! Her şeye itiraz eden, hayır öyle değil, diyen, arkadaşlarını düşman etmekle kalmaz, bütün insanların nefretini kazanır.</p>
<p>Vefalı dostlar ile, Vefa’nın gerçek sahibine yürümeniz dileği ile…<br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-family: 'Times New Roman';">Alıntı.</span></strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/sevgide-devamlilik-vefa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AHLAKIN KUR`AN AHLAKIYDI YA SEVGİLİ.</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/ahlakin-kuran-ahlakiydi-ya-sevgili.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/ahlakin-kuran-ahlakiydi-ya-sevgili.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 16:23:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahlak bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18134</guid>
		<description><![CDATA[Peygamberimizin Güzel Ahlakı *…Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.*[Kalem Suresi 4] Ayetinde de belirtildiği üzere çok güzel ahlaklı, şefkatli, anlayışlı, ince düşünceli bir insandı. Tüm Müminlerin maddi ve manevi her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları ve güvenlikleri için tüm tedbirleri alır, imanlarını ve takvalarını sürekli takviye etmeleri için onlara hatırlatmalarda bulunurdu. Peygamberimiz [sav]in tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Peygamberimizin Güzel Ahlakı *…Şüphesiz sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.*[Kalem Suresi 4]<br />
Ayetinde de belirtildiği üzere çok güzel ahlaklı, şefkatli, anlayışlı, ince düşünceli bir insandı. Tüm Müminlerin maddi ve manevi her türlü sorunu ile ilgilenir, sağlıkları ve güvenlikleri için tüm tedbirleri alır, imanlarını ve takvalarını sürekli takviye etmeleri için onlara hatırlatmalarda bulunurdu. Peygamberimiz [sav]in tüm insanlığa örnek olan şefkati ayetlerde şöyle bildirilmektedir:<span id="more-18134"></span><br />
* Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz Onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. *[Tevbe Suresi, 128]</p>
<p>* Ve müminlerden, sana tabi olanlara koruyucu kanatlarını ger.* [Şuara Suresi, 215]</p>
<p>Kuran ahlakını yaşayan ve Peygamberimiz [sav]in sünnetlerinin izinden giden Müminler de onun güzel özelliklerini kendilerine örnek almalıdırlar. Müminler için her türlü fedakârlıkta bulunmalı, her durum karşısında şefkatli ve merhametli olmayı ön planda tutmalıdırlar. Bir ayette müminlerin birbirleri için yaptıkları fedakârlıklar şöyle anlatılmaktadır:</p>
<p>* Kendilerinden önce o yurdu Medine’yi hazırlayıp imanı gönüllerine yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç arzusu duymazlar. Kendilerinde bir açıklık ihtiyaç olsa bile kardeşlerini öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felah kurtuluş bulanlardır.* [Haşr Suresi, 9]</p>
<p>Müminlerin merhamet ve yardımseverlikleri, hayatın her anında kendini göstermektedir. Örneğin, savaş anında esirlere, yolculuk esnasında yolda kalmışlara, zorluk içinde olan yoksullara ve yetimlere yardım etmeyi de Kuran ahlakının gereği olarak seve seve yerine getirirler. Kuranda şu şekilde bildirilir:</p>
<p>* Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz size, ancak Allahın yüzü rızası için yediriyoruz sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz. * [İnsan Suresi, 8-10]</p>
<p>Peygamber Efendimiz [sav] hadisi şeriflerinde, merhametin ve şefkatin önemine şu şekilde değinmiştir:<br />
* Merhamet edin, merhamet olunasınız. Af edin, af olunasınız. Yazık, laf ebesi olanlara. Yazık günahlarına bilerek devam edip, istiğfar etmeyenlere. *[G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis]</p>
<p>* Merhamet etmeyene merhamet edilmez. * [G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis]</p>
<p>* Allah refiktir merhametli ve şefkatli, rıfkı sever ve rıfka mukabil verdiğini başka hiçbir şeyle vermez. *[Kütüb-i Sitte, Muhtasarı ]<br />
Tüm müminler, Peygamberimiz [sav]in şefkatli ve merhametli yapısını örnek almalıdırlar. Çünkü bu, Müminlerin Allahın rızasını kazanıp, aralarındaki kardeşlik bağlarının da artmasına ve güçlü bir birlik olmalarına vesile olacaktır.</p>
<p>Kaynak :<br />
Kuran-ı Kerim</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/ahlakin-kuran-ahlakiydi-ya-sevgili.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAKARA SURESİ/ 45 Ayet</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/bakara-suresi-45-ayet.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/bakara-suresi-45-ayet.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 16:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18132</guid>
		<description><![CDATA[Gerçekleri yüklenip taşımakta sabır ve namazla Allahdan yardım isteyiniz. Şüphesiz o, kalbi Allah&#8217;a saygı ile ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçekleri yüklenip taşımakta sabır ve namazla Allahdan yardım isteyiniz. Şüphesiz o, kalbi Allah&#8217;a saygı ile ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/bakara-suresi-45-ayet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İBRAHİM SURESİ/ 26. Ayet</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/ibrahim-suresi-26-ayet.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/ibrahim-suresi-26-ayet.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 16:21:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ayetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18130</guid>
		<description><![CDATA[Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakda durma imkanı olmayan pis bir ağaca benzer.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakda durma imkanı olmayan pis bir ağaca benzer.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/ibrahim-suresi-26-ayet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BEN İNSANMIYIM?.</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/ben-insanmiyim.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/ben-insanmiyim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 05:32:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinimiz ve diğer dinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18127</guid>
		<description><![CDATA[Ben bir organizmalar topluluğu olabilirim…düşünebilen bir akıl, görebilen bir göz, işitebilen bir kulak da olabilirim…ben bir birey olabilirim özgürce hareket edebilen…Kızan, üzülen, hatta gülen..çoğunlukla da ağlayan ama nefes alan yaşayan bir varlık da olabilirim… Ben…adı herneyse ve her ne sebeple olursa olsun arzuları, istekleri, nefretleri hatta bitip tükenmek bilmeyen aşkları yaşayan bir canlı da olabilirim… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">Ben bir organizmalar topluluğu olabilirim…düşünebilen bir akıl, görebilen bir göz, işitebilen bir kulak da olabilirim…ben bir birey olabilirim özgürce hareket edebilen…Kızan, üzülen, hatta gülen..çoğunlukla da ağlayan ama nefes alan yaşayan bir varlık da olabilirim…<br />
Ben…adı herneyse ve her ne sebeple olursa olsun arzuları, istekleri, nefretleri hatta bitip tükenmek bilmeyen aşkları yaşayan bir canlı da olabilirim…<br />
Evet, bütün bu duyguları yaşayabilirim ama…acaba ben bir İNSAN mıyım?<span id="more-18127"></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong>Aynada defalarca inceledim gözlerimi…ta içine içine baktım o kapkaranlığın…ve defalarca sordum kendime…ben neyim?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Elimde Kur’an…öylece dondum kaldım…zor bir soruydu ve ben bunun cevabını bulmalıyım dedim kendime…Hocam geldi aklıma, nur yüzü ile gülümseyerek saçımı okşamış ve bana Kur’an-ı Kerim’i göstererek… </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> “  Ey insan! Yeryüzünde yaşarken bilinçsiz varlıklar gibi düşünmezlik yapıp da sakın ha başıboş gezme! Yeryüzünde olan biteni anlamaya ve ondaki hikmetleri bulmaya çalış! Marifete yani Hakk`ın bilgisine yaklaş! İlimden kokla! Tabiatın her bir parçası Halık`ının varlığına ve O`nun vahdaniyetine birer işarettir. O halde tabiat kitabını da oku! İnsana baktığında fıtratında, Yaratıcı`yı tanımaya olan apaçık meylini görürsün, öyleyse insanı da oku! (Bkz. Rum, 30)” demişti.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Başıboş gezme…kendini gece ve sabah arasına sıkıştırıp vaktini heba etme…bir şeyler yap, oku, anla…sonra da uygula.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> OKU…Sana rehber olarak gönderiler, Hakkın diliyle kainatı anlatan, yeryüzünde başıboş gezmemen için yol gösteren, yürüyeceğin Sırat_ı Mustakim’de karanlıklarını aydınlatan, “Ben değil, Biz demeyi sana öğreten, yaradılışını, yaşayışını ve Hakk’a yürüyüşünü aşk içinde düzenleyen kitabını oku…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> ANLA…Kendine bak aynada, ne için dünyaya gönderildiğini…etrafına bak, yaradılışdaki hikmeti, alemlere bak…ne kadar küçük olduğunu anla. Düzeni anla, hiç değişmeden milyonlarca yıldır süren Akl_ı İlahiyenin kurduğu düzeni anla. Nasıl hücrelerinin yapısını ile alemlerinin yapısının birbirinin aynı olduğunu, en küçükde en büyüğü, en büyükde de en küçüğü yaradan Rabbini anla…</strong></p>
<p><strong> UYGULA…Hz. İnsan olma yolunda okuduklarını ve anladıklarını kendi ahlakın üzerinde uygula…nefsini tanı…Allah için sev tüm yaradılanları ama Allah’a aşk ile bağlan…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> “Güzele eş olan kurtuldu. Kara odun ateşe eş oldu aydınlık geldi. Ölmüş buğday (ekmek) cana eş oldu hayat geldi.” diyor MEVLANA</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Sen Allah’a eş ol, can bul, hayat bul…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Ve hiç unutma…Nefs, pusuya yatmış kurttur…sana güzel gösterdikleri tuzaktan başka bir şey değildir.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> Allah’a emanet olun Gönül Dostları…</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/ben-insanmiyim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEBRİZ`Lİ ŞEMS`DEN 40 KURALI&#8230;</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/tebrizli-semsden-40-kurali.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/tebrizli-semsden-40-kurali.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 05:31:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinimiz ve diğer dinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18125</guid>
		<description><![CDATA[Her badireden ve tecrübeden sonra, hiçbir kitapta yazılı olmayan, sadece can defterime nakşedilmiş kurallara, bir yenisini daha ekledim. Bunlara bir ad verdim” Gönlü Geniş ve Ruhu Gezgin Sufî Meşreplilerin Kırk Kuralı” Bu kurallar benim için tabiat kanunları kadar evrensel, onlar kadar temeldir.Bu kuralların 40’ını birden tamama erdirmek uzun senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">Her badireden ve tecrübeden sonra, hiçbir kitapta yazılı olmayan, sadece can defterime nakşedilmiş kurallara, bir yenisini daha ekledim.<br />
Bunlara bir ad verdim” Gönlü Geniş ve Ruhu Gezgin Sufî Meşreplilerin Kırk Kuralı”<br />
Bu kurallar benim için tabiat kanunları kadar evrensel, onlar kadar temeldir.Bu kuralların 40’ını birden tamama erdirmek uzun senelerimi aldı. Nicelerini silip silip yeniden yazdım. Şimdi artık eklenecek ne bir virgül kaldı ne nokta. Ne bir harf ne yeni kelime. Artık 40 kural da bittiğine göre, ömrü hayatımın son faslındayım.<span id="more-18125"></span><br />
TEBRİZ’Lİ ŞEMS.</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%"><strong>GÖNLÜ GENİŞ VE RUHU GEZGİN SUFİ MEŞREPLİLERİN KIRK KURALI</p>
<p>Birinci Kural: Yaradanı hangi kelimeyle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.</p>
<p>İkinci Kural: Hak Yolu’nda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!</p>
<p>Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninın batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.</p>
<p>Dördüncü Kural: Kâinattaki her zerrede Allah’ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah’ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O’nu görüp ölen de yoktur. Kim O’nu bulursa, sonsuza dek O’nda kalır.</p>
<p>Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği : “Bırak kendini, ko gitsin!” Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!</p>
<p>Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.</p>
<p>Yedinci Kural: Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.</p>
<p>Sekizinci Kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilir.</p>
<p>Dokuzuncu Kural: Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.</p>
<p>Onuncu Kural: Ne yöne gidersen git, -Doğu, Batı, Kuzey ya da Güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olark düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.</p>
<p>On Birinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir “sen” zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.</p>
<p>On İkinci Kural: Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.</p>
<p>On Üçüncü Kural: Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.</p>
<p>On Dördüncü Kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?</p>
<p>On Beşinci Kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.</p>
<p>On Altıncı Kural: Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.</p>
<p>On Yedinci Kural: Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil, kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.</p>
<p>On Sekizinci Kural: Tüm kâinat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahlûk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara; dışında, başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükâfat olarak Yaradan’ı tanır.</p>
<p>On Dokuzuncu Kural: Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.</p>
<p>Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.</p>
<p>Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.</p>
<p>Yirmi İkinci Kural: Hakiki Allah Aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgâh olur. Ama bekri aynı namazgâha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.</p>
<p>Yirmi Üçüncü Kural: Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar, perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde&#8230;</p>
<p>Yirmi Dördüncü Kural: Mademki insan eşrefi-i mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.</p>
<p>Yirmi Beşinci Kural: Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak; nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.</p>
<p>Yirmi Altıncı Kural: Kâinat yekvücut, tek varlıktır. Herkes ve her şey görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma; bir başkasının, hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öte ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.</p>
<p>Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.</p>
<p>Yirmi Sekizinci Kural: Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi daima şu an’ın hakikatini yaşar.</p>
<p>Yirmi Dokuzuncu Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin.</p>
<p>Otuzuncu Kural: Hakiki Sufi öyle biridir ki, başkaları tarafından kınansa, ayıplansa, dedikodusu yapılsa, hatta iftiraya uğrasa bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kelime kötü laf etmez. Sufi kusur görmez. Kusur örter.</p>
<p>Otuz Birinci Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp&#8230; Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.</p>
<p>Otuz İkinci Kural: Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!</p>
<p>Otuz Üçüncü Kural: Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.</p>
<p>Otuz Dördüncü Kural: Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır; emin bir beldede yaşar.</p>
<p>Otuz Beşinci Kural: Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrı’ya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı Kamil mertebesine varana kadar gıdım gıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.</p>
<p>Otuz Altıncı Kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar, o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!</p>
<p>Otuz Yedinci Kural: Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.</p>
<p>Otuz Sekizinci Kural: “Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.</p>
<p>Otuz Dokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır, merkezinde.. . Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her Sufi için bir Sufi daha doğar.</p>
<p>Kırkıncı Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.</strong><strong></strong></p>
<p><strong> TEBRİZ&#8217;Lİ ŞEMS</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/tebrizli-semsden-40-kurali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HÜZNÜM; EKSİK OLAN KULLUĞUMDANDIR…</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/huznum-eksik-olan-kullugumdandir%e2%80%a6.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/huznum-eksik-olan-kullugumdandir%e2%80%a6.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 05:31:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinimiz ve diğer dinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18123</guid>
		<description><![CDATA[“Oğulları ona ömrün geçti gitti, hala Yusuf’u dilinden düşürmüyorsun. Vallahi ‘Yusuf’ diye diye kederden eriyeceksin veya büsbütün ölüp gideceksin demişlerdi.” (Yusuf ) Dertli babalarına Yüzünde her zaman hüzün gözünde her zaman yaş olan kalbinde her zaman inceden inceye sızı olan Mahzun Peygambere böyle demişlerdi. Ama Mahzun Peygamber onlara cevaben der ki. Cevabı benim ta gönlümün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">“Oğulları ona ömrün geçti gitti, hala Yusuf’u dilinden düşürmüyorsun. Vallahi ‘Yusuf’ diye diye kederden eriyeceksin veya büsbütün ölüp gideceksin demişlerdi.”<br />
(Yusuf )<br />
Dertli babalarına Yüzünde her zaman hüzün gözünde her zaman yaş olan kalbinde her zaman inceden inceye sızı olan Mahzun Peygambere böyle demişlerdi. Ama Mahzun Peygamber onlara cevaben der ki. Cevabı benim ta gönlümün derinlerine kadar tesir eder, bana hep rehber olmuştur. Aslında her insanın yapması gereken takınması gereken tavrı sergiledi ve dedi ki.<br />
“(Yakup:) Ben sadece gam ve kederimi Allah&#8217;a arz ediyorum. Ve ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (vahiy ile) biliyorum, dedi. “<span id="more-18123"></span><br />
(Yusuf )</td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">Yakup Peygamber(as)’ın bu cevabı benim gönlümü dolduruyor. Ne sağlam bir duruş, Ne sağlam bir inanış, O (cc)ne sıkı sıkı dayanma. Aradığını Ondan isteme. Bu ruhta bu düşüncede bir insanın aşamayacağı bir engel yoktur, aşamayacağı sorun yoktur. Birinin dediği gibi Kandan irinden deryaları geçer, sarp yokuşları aşar. Bu ruhtaki insan güçlüdür&#8230; Kullarını görüp gözeten her halinden haberdar olan Âlemlerin Rabbi kendine sığınanları yalnız bırakmış mı? Kendine el açanları boş çevirir mi tabii ki hayır. Sakın ola karamsar olduğum anlaşılmasın. Allahın bana lütfettiği nimetlerine her zaman şükrediyorum. Cenabı Hakkın sayesinde de her zaman hayat doluyum. ve huzurluyum. Evet, zaten Allah’a inanan bir gönül karamsar olamaz, ümitsizliğe düşemez. Ümit çıkış yeridir, ümit yaralara merhemdir, hem Allah’a inanan insan neden ümitsizliğe düşsün ki. Her zaman onu dinleyen onu duyan gören gözeten Allah’ı var. Bu ümit olarak yetmez mi? Kalbindeki hüznü kederi başka yerlerde atmaya çalışan insanlara şaşıyorum vallahi. Burada bir arkadaşımı tanıyorum. Çocuğu sağlıklıyken doktor tedavisinde yanlış tedavide tabii ki, sakat olmuş şuanda şuan ki tıpla hayat boyu tekerlekli sandalyeye mahkûm kalmış. Bu tabii ki büyük bir acı. Evlat acısı çok zordur hafif görülemez. Evlat sahibi olanlar bunu bilirler anlarlar.Bu arkadaşım bu acıyı unutmak için her gece içkiye kendini kaptırıyor.bana diyor ki ben içmeyeyim de kim içsin klasik laf..şuna bak bu ne perişanlık bu ne aldanmışlık acısını içkiyle unutmaya veya hafifletmeye çalışıyor… Başkaları da başka şekillerde halbuki acılar daha da artıyor&#8230; Her derde derman her anı işiten her yanan kalbi gören, her isteğini duyan bilen  ALLAH varken böyle şeylerden medet umanlara şaşıyorum…</p>
<p>Gönlünün açlığını başka yerlerde gidermeye çalışanlara şaşıyorum!</p>
<p>Huzuru başka sokaklarda başka adreslerde arayanlara şaşıyorum!</p>
<p>Susuzluğunu gidereyim derken tuzlu su içip susuzluğunu gidermek akıl karımıdır bu. Bu susuzluğunu daha da artırmaz mı daha da yakmaz mı? Sıkıntıları acıları daha da büyüyor aslında, yaraya merhem ararken yaraya tuz basılıyor.. Ne acı. Ne acı bir hal</p>
<p>Hâlbuki gidilecek kapı belli… Adres belli… Hekim belli… Aradığımızı yanlış yerlerde, yanlış kapılarda arıyoruz. Söz sultanı  bunu güzel anlatır.</p>
<p>Genç adam! Düşün bir yığın dert ki asırlık,</p>
<p>Sarmış cemiyeti onulmaz pek çok hastalık.</p>
<p>Toplumun her yanı ayrı bir illetle malul</p>
<p>Beyinler sarsık, kalbler baygın, devası meçhul&#8230;</p>
<p>Meydanlar inliyor gayesiz kalabalıklar..</p>
<p>Ve insanlar tıpkı ‘akvaryumdaki balıklar’</p>
<p>Şaşkınlıkla gidip kah sağa tos, kah sola tos</p>
<p>Böylesi yığınlar içinde idrake paydos</p>
<p>(A.Fettah ŞAHİN)</p>
<p>Evet, böylesi yığınlar içinde idrake paydos. Bazı şeyleri idrak edebilmek  ne kadar zor acaba? Hâlbuki insan bazı şeyleri idrak edebilseydi onları ruhunda gönlünde duyabilseydi o zaman Dünya başına yıkılsa bile o ayakla durur yıkılmazdı. Vallahi yıkılmazdı billahi yıkılmazdı. O ruhta bir insan karamsarlık semtine bile uğramazdı. Çünkü o sağlam gönüllü insan, gönlünün derinliklerinde ALLAH’A giden hatlarla  bağlantı kurmuş O(cc)un limanına demir atmış. Onun limanında keder tasa gelecek endişesi olmaz. Orda herkes güven ve huzurdadır. O limanda üzerindeki yükleri kederlerini dünya koşturmacısındaki yorgunluğu atar huzur bulur. Ruhu dinlenir. Her insanında buna ihtiyacı vardır. Bedenimizi özen gösterdiğimiz kadar yeme içmemize özen gösterdiğimiz kadar ruhumuza özen gösterebilseydik. Midemizi düşündüğümüz kadar ruhumuzu düşünseydik. Psikolojik sıkıntılar, bunalımlar, depresyonlar vs. vs problemler yaşar mıydık? Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerine ihtiyaç olmazdı, psikologlara ihtiyaç olmazdı. Gelişmiş ülkelerde psikologlara ne kadar çok kişi müracaat ediyor. İnsan bilgi çağında yaşarken  ruhu çöküntüler içinde kıvranıyor. Keşke! bu ilerleme iki taraf tanda olsaydı.Hem mana planında hem de akıl planında  Keşke beynimizi doldurduğumuz kadar ruhumuzu da boş bırakmasaydık..bu konuyu ileriki yazılarda daha detaylı bir şekilde yazıya dökmek istiyorum, şimdilik bu kadarıyla yetinmek istiyorum.</p>
<p>Son söz olarak derim ki herkesinde malum bildiği insan sadece etten kemikten ibaret değildir. Bunun yanında ruhu, duyguları, hisleri de vardır, vicdanı vardır. Ruh ve vicdan yokmuş gibi hareket edilemez…</p>
<p><strong>OLA Kİ BİRGÜN DERDE DÜŞERSEN, DÖNÜP DE RABBİNE NE BÜYÜK DERDİM VAR DEME, DERDİNE DÖN DE NE BÜYÜK RABBİM VAR DE…</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/huznum-eksik-olan-kullugumdandir%e2%80%a6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tevhid</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/tevhid.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/tevhid.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 05:30:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tefsir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18121</guid>
		<description><![CDATA[Dinimiz Tevhid dinidir. Tevhid = Lailaheillallah = Allah tektir-birdir, O’ndan başka ilah yoktur. Allah’ın ve O’nun sözü Kur’an-ın yanına yardımcı, tamamlayıcı olarak hiç kimseyi, hiçbir sözü, hiçbir kitabı koyamayız. Tevhid inancının karşıtı, şirktir. Şirk: Allah’a ve Allah`ın sözüne (Kur’an-a) eş, ortak, yardımcı, tamamlayıcı koşmak, aramaktır. Allah’a özgü yetkilerin kullanılmaya çalışılması veya bunları yapanlara itibar edilmesidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">Dinimiz Tevhid dinidir. Tevhid = Lailaheillallah = Allah tektir-birdir, O’ndan başka ilah yoktur.<br />
Allah’ın ve O’nun sözü Kur’an-ın yanına yardımcı, tamamlayıcı olarak hiç kimseyi, hiçbir sözü, hiçbir kitabı koyamayız. Tevhid inancının karşıtı, şirktir.<br />
Şirk: Allah’a ve Allah`ın sözüne (Kur’an-a) eş, ortak, yardımcı, tamamlayıcı koşmak, aramaktır. Allah’a özgü yetkilerin kullanılmaya çalışılması veya bunları yapanlara itibar edilmesidir.<br />
`Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışında dilediği günahı, dilediği kişiyi bağışlar. ` (Nisa-48) Kur’an-nın anlaşılmasının zor olduğunu veya sadece Kur’an okuyarak dinin anlaşılamayacağını, öğrenilemeyeceğini söyleyenler ile Kur’an`nın detayı, ayrıntıları kapsamadığını, dinin yaşanması-uygulanması konusunda eksikleri olduğunu söyleyenler:<span id="more-18121"></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">`Biz Kuran`da herhangi bir şeyi eksik bırakmadık` -Enam. 38<br />
`Biz Kuran`ı öğüt almanız için kolaylaştırdık` -Kamer. 17. 22. 32. 40<br />
Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez.  Bakara. 185<br />
`Ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıkladık` -Enam. 126</p>
<p>gibi ayetlere yani Allah`ın sözlerine inanmayan ve insanları yanılgıya sürükleyenlerdir.</p>
<p>İslam`ın kaynağı olarak Kur`an`ı yetersiz görenlerin gerçek niyeti;<br />
Allah ile kul arasına mezhep kabullerini, risaleleri, şeyhleri, imamları, ilmihal fıkıh hadis ve hatta kendi yazdıkları kitapları koymaktır&#8230;<br />
Bunlar dini ve samimi dindarları çıkarları uğruna sömüren, suiistimal ve istismar edenlerdir.<br />
Bunlar Kuran`da ki dinin karşısına; ilaveler yapılmış, katkılı, özü esası bozulmuş, uydurdukları dini koymaya çalışanlardır.</p>
<p>Bunların yaptıkları:<br />
Kuran`a eş, yardımcı, tamamlayıcı aramak yani aslında Allah`ın sözüne eş, yardımcı, tamamlayıcı aramaktır.</p>
<p>İlaveli, katkılı uydurdukları dini, geçek İslam olarak sunan, siyasi ve ticari çıkarları doğrultusunda samimi dindarları istismar eden bu kişiler ile mücadele etmenin yolu:<br />
Sadece Kuran’a tabi olmaktır. İlaveleri, katkıları yok saymaktır..<br />
Siyasetle, siyasetçiyle dinin ilişkisini kesecek ilkeleri benimsemektir.. Dini, siyasi çıkarları için kullanmak isteyen siyasetçilere fırsat vermemektir.. Kur’an da ki din siyasete karışmak istemez. Sadece bazı ana hükümler bildirir. (Şura, adalet ve emanetin ehline verilmesi gibi) Ancak uydurulan din uyduranların çıkarları doğrultusunda siyasete karışır. Hatta din iktidarın-saltanatın aracı-imtiyazı haline bile getirilir.</p>
<p>Kendilerini İslam devleti diye tanımlayan ülkelerde uygulanan din gerçek İslam değil katkılı, ilaveli, uydurdukları İslam’dır.. Krallık, padişahlık gibi dikta yönetimler Kuran dan onay almaz..</p>
<p>Siyasilerin ve diğer güç odaklarının dini istismar etmesine, samimi dindarların inançlarını istismar etmesine izin vermemeliyiz..<br />
Ancak bu şekilde İslam’ın ve Müslümanların suiistimal edilmesini engeller ve Kuran?a dönüşü sağlayabiliriz.. Gerçek İslam’ın toplum tarafından öğrenilmesini anlaşılmasını istemeyenler, dini çıkarlarına alet edenlerdir. Biz de onlara karşı gerçek İslam`ın, Kuran`ın yani Allah`ın sözünün anlaşılması ve öğrenilmesi için çabalamalıyız.</p>
<p>Alıntı.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/tevhid.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GAFLET VE NAMAZ</title>
		<link>http://islam.pursaklargencleri.com/gaflet-ve-namaz.html</link>
		<comments>http://islam.pursaklargencleri.com/gaflet-ve-namaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 05:29:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dinimiz ve diğer dinler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://islam.pursaklargencleri.com/?p=18119</guid>
		<description><![CDATA[Müminler, Kuran-ı Kerimde Rabbimizin bildirmiş olduğu emir ve yasaklara karşı son derece hassastırlar. Kuran’a iman eden bütün insanların yapmakla mükellef olduğu farz ibadetler vardır. Bu ibadetlerden biri de namazdır. Namaz İslamiyet’in temel direğidir.&#8221;&#8230; namaz, mü`minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır. &#8221; İman sahibi olan her insan, ihlâsı neticesinde, ibadetlerine gösterdiği titizlik ve süreklilikle kendini belli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%">Müminler, Kuran-ı Kerimde Rabbimizin bildirmiş olduğu emir ve yasaklara karşı son derece hassastırlar. Kuran’a iman eden bütün insanların yapmakla mükellef olduğu farz ibadetler vardır. Bu ibadetlerden biri de namazdır. Namaz İslamiyet’in temel direğidir.&#8221;&#8230; namaz, mü`minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır. &#8221; İman sahibi olan her insan, ihlâsı neticesinde, ibadetlerine gösterdiği titizlik ve süreklilikle kendini belli eder. &#8220;Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır. &#8221; ayetinden de anlaşıldığı üzere, hiçbir koşul onları, bu ibadetlerini yerine getirmekten alıkoymaz.<br />
“Bir takım insanlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah`ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten `tutkuya kaptırıp alıkoymaz`; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.”<span id="more-18119"></span></td>
</tr>
<tr>
<td width="100%">
<strong>“Bir takım insanlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah`ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten `tutkuya kaptırıp alıkoymaz`; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.”<br />
</strong><br />
İnsanlar, unutmaya ve gaflete düşmeye müsait varlıklardır. Şayet insan,  Allah’a tefekkürde olmazsa, bunu fırsat bilen şeytan oraya yerleşir ve bir virüs gibi düşünceyi çürütmeye başlar. İşte bu virüse karşı şifa verecek tek şey Allah’a yakin olmak, namazla ve niyazla O’nu anmaktır. Aksi halde insan, asıl amacı olan kul olmaktan sıyrılıp, dünya ehli bir köle haline gelebilir. Oysa Allah, <strong>“Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. “</strong>buyurmuştur. Bir başka Kuran ayetinde ise, Allah’a kul olmanın, insanı diğer bütün detaylardan özgürleştirdiği bildirilmiştir:</p>
<p><strong>“Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah`ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar.”</strong></p>
<p>Çoğu zaman insanlar, içinde bulundukları şeytani sistemin farkında olamadıkları için, her zaman birtakım bahanelerle nefislerini temize çıkarıp, vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Günlük işlerini organize ederken, eş, anne, baba veya patron olmanın gereklerini eksiksiz yerine getirip, kul olmanın gereği olan namaz ve diğer ibadetleri ileriki yaşlara ertelerler. Oysa hiç kimse, aldığı nefesi verebileceğini garanti edemez.<br />
Hayat telaşı içinde namaz kılmaya vakit bulamadığını söyleyen pek çok insan, televizyon izlemek için, arkadaşları ile beraber olmak için veya spor yapmak ve benzeri konular için saatlerce vakit ayırabilirler. Bu kişilerden, günlük işlerine hiç aksatmadan devam etmelerini, her gün on trilyon karşılığında yirmi dakikalarını size ayırmalarını isteseniz, şüphesiz kimse size vakti olmadığını ve bu nedenle on trilyonu red ettiğini söyleyemez. Bu noktada insanın aklına şu soru gelir: On trilyon, cennetten daha mı değerli?</p>
<p>İşte bu derece gaflet halinde yaşayan güruhu kendine getirecek şey, Allah’ın varlık delillerini düşünmek ve namazla O’nun makamına duyulan saygı dolu korkuyu ifade etmektir. Sabır ve namazla yardım dilememizi emreden Rabbimiz bunun,”<strong>Allah’a saygı ile ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir”</strong> diye bir ayetinde bildirmiştir. Zira boyun eğmek, secde etmek, şeytanın ve yandaşlarının enaniyetlerine ağır gelen, onlar için oldukça zor bir ibadettir. Şeytan, varlığını gördüğü ve bildiği halde, sırf büyüklenme hissinden dolayı Âdem’e secde etmemiş ve Allah gibi büyük bir kudrete karşı gelmiştir. Sonunda gideceği yerin ateş olduğunu bildiği halde yine de tevbe etmemiş ve bu yanlışı insanlara da bulaştırmak için and içmiştir.</p>
<p><strong>“Dedi ki: &#8220;Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp saptıracağım.”<br />
“Ancak onlardan ihlâsa erdirilmiş kulların müstesna.”</strong><br />
Şeytan, insanları namaz ibadetinden alıkoymakla kalmayıp, aynı zamanda namaz ibadetini gerçekleştiren kişilerin, bu ibadeti layığı ile yapmalarına da mani olmak için elinden geleni yapar. Çoğu zaman insanlar, namazı sırtlarında bir yük gibi düşünerek icra ederler. Bu nedenle namaza zorla kalkar, namaz esnasında Allah’ı değil, günlük olayları düşünür ve namazı bitirdiğinde ise bunu da aradan çıkardık zihniyetini taşırlar. Kıldıkları her namaza rutin bir görev gibi baktıkları için, o namazın Allah katında ne derece de kabul görüp görmeyeceğini hesaba katmazlar.</p>
<p>—Gece uykumdan kalkıp kıldım, tabi ki kabul olmuştur.</p>
<p>Diye düşünerek Allah’a minnet etmek, şeytanın, Allah’ın adı ile kandırmasından başka bir şey değildir. Oysa namaz kılınmasına ve ibadet edilmesine Allah’ın değil, biz kulların ihtiyacı vardır. Hucurat Suresinin bir ayetinde Rabbimiz,<strong>“Onlar İslam’a girdikleri için sana minnet ediyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Bilakis sizi iman erdirdiği için Allah sizi anar. Eğer doğrulardan iseniz.”</strong> buyurmuştur.</p>
<p>Namaz, insanın üzerindeki gafleti yok eder, Allah’a yönelip dönmeyi sağlar. Rabbimizin emir ve yasaklarına uygun bir yaşam sağlayıp, kötülüklerden sakınmaya vesile olur. Bu gerçek, bir Kuran ayetinde şu şekilde bildirilmiştir:</p>
<p><strong>“Sana Kitap`tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah`ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.”</p>
<p></strong></p>
<p>İnsan namaz kılarken, Rabbinin yüzünü ve hoşnutluğunu isteyerek, her ibadetinde olduğu gibi sabır ve kararlılıkla Allah’ı yüceltmelidir.</p>
<p><strong>“Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN…</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://islam.pursaklargencleri.com/gaflet-ve-namaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
